Cesur Yeni Dünya-Aldous Huxley

  Kapsüldeki Mutluluk

 Çok uzun zamandır gerçeklikteki sanallık ve toplum içi eşitlikle alakalı, aklımı kemiren, cevabının ne olduğunu öğrenmek istediğim birkaç soru vardı. Bu soruların cevabını bulduğum yer Audrey Huxley’in “Cesur Yeni Dünya[‘sı]” oldu. Sanatın var olmadığı bu cesur yeni Dünyada, mutluluğu kurabilmek için olaylar belli bir sanal ortamda gelişiyor. İnsanlar bir nevi bu sanal ortamlarda kendi beyinlerinde yaşıyorlar, hiçbir kötü olay yaşanmıyor, yaşanamıyor. Aslında yaşamakta olunan şey bir rüya! Olaylar insanların mutlu olabilmesi için var, insanlar ise olaylar için var. Gerçeklik aslında kapsülün içinde sıkışıp kalmış. Bazen durum o kadar kötüleşebiliyor ki, mutluluğun doruklarına ulaştığımızda insanlar artık tatmin olmuyor. Mutlu olmaktan bıkan ana karakter kendi benliğini sorgulamaya çalışıyor “Niye bu kadar mutluyum?” veya “Ben kimim?” ,”Neden her şey mükemmel?” ki aslında tam tersi ve bu sorulara cevap ararken, kendi benliğinden çıkıp farklı durumların var olduğunu algılıyor. Kitabı okurken bu durumların şu anda da var olabileceğini düşündüm ve tamam belki günümüzdeki durumlar kitaptaki kadar açık ve fark edilir olmayabilir ama belki biz de bir çeşit rüyanın içinde yaşıyor olabiliriz, hiç düşündünüz mü? Belki de başkaları bize ne yapmamız gerektiğini söylüyor bizde sadece onların dediğini, bu hayatı yaşayarak, uyguluyoruzdur. Asıl gerçekler bizim içimizde saklıdır belki de. Eğer öyleyse bütün bu yaşamla ilgili soruların cevabını, kendimizi araştırarak bulabiliriz. Çünkü bu sanallık aslında kendi benliğimizin, kendi beynimizin, bize oynadığı bir oyun olabilir.

  Bir yanlışlığın içinde sürekli ve daima yaşamak bize yanlışların doğru olması gerektiğini hissettirir ama aslında onlar sadece sanallık içindeki gerçeklerden ibarettir. Bir şeylerin yanlış olduğunu bilmek, en azından sorgulamak bizi diğer insanlardan ayırabilir. Buna da ben, “kendi benliğini bulma çabası” diyebilirim. Gerçek hayat dediğiniz şey nedir hiç düşündünüz mü? Gerçek hayatı görüp anlayabilmemiz hangi araçlar sayesinde gerçekleşir? Gerçek hayat beynimizin dedikleriyle sınırlıdır. Biz dokunabiliriz, hissedebiliriz fakat evrendeki her şey bize, beynimizin algılayışına göre değişir aslında. Belki de gerçekler, bulunup kurtarılmak için “mutluluk” kapsülleri içinde bizi bekliyordur, biz burada sanallığımızla boğulurken.

   Kitabı okurken gerçek dünyayla özdeşlik kurmadım değil. Kitabın yazıldığı zaman ile bugün arasında böyle bir benzerlik kurmak beni şaşırtıyor ama kitabı okuduktan sonra bu şaşkınlığın yerini dehşet alıyor. Dediğim gibi eşitsizliğe sebep olabilecek kavramlara sahip olmayan sahte”ütopyada” insan gerçekten inancın, farklı düşüncelerin, birey ve toplum ilişkisinin, gelişmişlik ve gelişmemişliğin farkına varıyor. Çünkü bunların hiçbiri kitaptaki sanal gerçeklik içinde yok! Bu öz değerlerin var olmaması bizlere eşitlik sağlıyor fakat aynı zamanda bizim öz benliğimizi yok ediyor. Bu yüzden çözüm tekrar kendi iç benliğimizi kurcalamak ve kendi özümüzü gün yüzüne çıkarmakta yatıyor galiba. İnsanlar günümüzde artık kendi düşüncelerinden uzak, daha çok dışarı ile ilgileniyor acaba niye? Bazıları bizim kendi benliğimizi anlayıp yorumlamamızı istemiyor mu yoksa? Niye insanlar iş güç sahibi? Acaba bu durum, bazı şeyleri fark etmememiz, bizi kendimizden mahrum edip, uzaklaştırmak için olabilir mi? Belki evet, belki hayır. Eğer cevaba evet dersek, şimdi ne olacak? Kendimizi anlamaya, bulmaya, nerden başlayacağız? Bana göre kendini bulma çabası kendi sınırlarını zorlamaktan geçiyor. Eğer bir insan kendi sınırlarını zorlarsa veya kendi içindeki durumların dengesini bir şekilde bozacak olursa, bilinmeyen durumların ortaya çıkmasına neden olur ve kendi öz benliği ortaya çıkartmış olur. Böylelikle biz kimiz, yaşam amacımız ne gibi sorulara cevap bulabiliriz. İnanç çerçevesi içinde oruç tutarken bilmeden yaptığımız şey de işte tam olarak budur; kendimizi bulmak! Fakat eğer cevaba hayır dersek, bu soruların cevaplarını dışarıdan sağlamaya çalışacağız. Belki de bu sanal gerçeklikte cevap aramaya çalışacağız ve bulduğumuz cevaplar da şüphesiz yanlışlar içindeki doğrular olacak. Şimdi sizce hangisi?

   Zaman zaman tüylerimi diken diken eden, bazen şaşırdığım ve “gerçek” hayatla ilişki kurup dehşete kapıldığım anlarla dolu bir kitap. Eğer sınırlarınızın içinden çıkıp biraz kritik düşünmek istiyorsanız ve bütün hayata objektif bakmayı hedefleyen türden biriyseniz, bu kitapta bilmek isteyeceğiniz çok şey var!