Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog - Osman Çakmakçı

   Kim inanır konuşmanın bir iletişim aracı olduğuna? Konuşmak, anlaşmak ve konuşturmak ayrı bir sanattır. Tamamen karşıdaki kişiyi konuşarak anlamak olanaksızdır. Bunların sebebi insanın doğasında saklıdır. Bir gün gelir duygusal değişimlerimiz bizi beklemediğimiz yerlere sürükler, gün gelir duygularımızla hareket ederiz. Böylece içimizde olup bitenleri tam anlamıyla, hiçbir zaman anlatamayız ve bunlar hakkında konuşamayız.

   İnsanlar hayatı en uçlarda yaşamak ister bazen. Bazen hiç başarılamayacak amaçlar uğruna kendini yıpratır insan. Böyle bir çeşit yelpazede insan ne yapacağını, nasıl davranacağını şaşırır. Mutlak bir kayboluş içinde çürüyüp gider, insan. Çü
nkü yapmak istediği ve yapacağı çok şey vardır. Bu amaçlar doğrultusunda kendini bile tanıyamamış, kendisiyle bile bütünleşememiş biri nasıl olur da kendini başkalarına anlatmaya çalışır peki? Sadece sözlerin yetersizliği değil, insanların kendilerinden kaynaklanır sorun.

    Sözlerin duygularımıza dokunamaması ve sözlerin bir iletişim aracı yerine, bir iletişim engeli olması duygularımızı tanımlayamamaktan kaynaklansa da, şu ana kadar çok da kötü yol katetmiş değiliz. Osman Çakmakçı’nın da bahsettiği gibi ego bu duygulardan bir tanesidir ve insanlar arasındaki en büyük engeldir. Şimdiye kadar tanıdığım çoğu insan az da olsa egoyu benimsiyor. Ego, yani benlik duygusu, her zaman içimizdedir. Bunu göz ardı etmek yerine, farkında olarak davranışlarımızı değiştirmeliyiz belki de. Çünkü sağlıklı bir iletişim önce kendi sınırlarımızı ve benliğimizi belirlemekten geçiyor yukarıda bahsettiğim gibi. Konuşmanın ve sözcüklerin ego altında anlamını kaybetmesi dışında Osman Çakmakçının unuttuğu bir durum vardır. Bu insan hareketleridir. Hareketler ve mimikler konuşma ve sözler kadar iletişiminin merkezini oluşturur, hatta belki daha fazlasını. Hareketler ve mimikler olmasa iletişim şu an ki durumdan daha da içler acısı olurdu. Onların bu denli önemli olması, daha fazla sorunu ortaya çıkarıyor,maalesef. Çünkü egonun etkileri bu gibi önemli iletişim araçlarında daha da yoğun gözlemlenebiliyor. Bu yüzden ego sadece sözcükleri köreltmekle kalmıyor, insanın davranışlarını ve hareketlerini de tamamen değiştiriyor. Osman Çakmakçı bu kitabında daha çok egoya yönelse de iletişimi etkileyen faktörler bununla sınırlı kalmıyor. Birçok duygu sözcüklerle anlatılamaz bir belirsizlik de ortaya çıkarıyor maalesef. Bu belirsizlikten kastım ne peki? Çoğu kişiye sorarsanız mutluluğu tarif edin diye her biri farklı bir cevap verecektir. Bunun sebebi ise duyguların tanımının olmamasıdır. Peki günlük hayatın karşısında bu duyguları tanımlamakla mı uğraşıyor insanlar? Tabi ki hayır. Bu sebeple duyguların sözlerle açıklanamaması hiç gündemden düşmüyor. İşte bu Osman Çakmakçı’nın bize anlatmak istediği bir çıkmazdır.


   İnsanların sürekli iletişim kurma isteklerinin olduğunu hiç fark ettiniz mi? Bu durum pek de şaşırtıcı bir ihtiyaç değildir bence. İnsanlar birbirlerinin doğası içinde evrilmek ister. Diğer bir deyişle, insanlar birbirlerini tanımak ister. Bunu yapabilmek, iletişim kurmaktan geçer. Fakat eğer egomuzun arkasında güçlü bir şekilde durursak bu evrim gerçekleşmez. Evrimi oluşturan iletişim gerçekleşmez. Osman Çakmakçı’nın sevdiğim bir sözü vardır: “Konuşmak; insanın kendi kabuğunu soymasıdır. Karşılıklı konuşmak ise karşılıklı olarak kendi kabuklarımızı soymamızı gerektirir”. Burada iletişimin insanlar için önemli olduğundan bahsediyor Osman Çakmakçı. Gerçek bir konuşmanın, birbirimizin doğasını daha iyi anlayabilmemizi sağladığını vurguluyor yazarımız. Birbirimizin doğasını anlamak için de egomuzu kontrol altına almamızı bizlere tavsiye ediyor Osman Çakmakçı. Bir iletişimin özel kılan şey de işte tam da budur.


   Duygu sellerimize meydan okumanın zamanı geldi. Dünyamızda önde gelen bilim insanları, büyük düşünürler ve insanlığın işleyişini değiştirecek buluşlar icat edenler nasıl oluyor da kendi benliklerinde bulunan bu duygu seline karşı evrimleşebiliyorlar? Nasıl oluyor da bu insanlar kendi duygularını bastırabiliyorlar? Dediğim gibi egomuzun bizlerin üstünde oluşturduğu katmanlar yüzünden, kendi kimliğimizi unutup farklı kişiler gibi davranmaya başlıyoruz. Kendimizi kaybettiğimiz bu noktada üretken ve yenilikçi bir düşünce oluşturmamız hiç de olası olamaz. Eğer kendimizi bile bulamıyorsak nasıl, insanlığı değiştirecek buluşlar bulabiliriz ki? Bu noktadan sonra ise sormak istediğim tek soru nasıl kendimizi daha iyi tanıyabilirdik olurdu. Bu sorunun cevabı karşılıklı konuşmakta saklansa da galiba şu an çözemeyeceğimiz bir denkleme karşılık geliyor maalesef. Çünkü “karşılıklı olarak kendi kabuklarımızı” soymada pek başarılı değiliz.


   Şüphelerim vardı. Şu ana kadar insanların konuşarak anlaşamayacağını anladığımda belki de hatalıyımdır diye düşünmüştüm. Fakat Osman Çakmakçı farklı bir perspektifi dile getirerek, benim düşüncelerimi destekleyici nitelikte oldu. Konuşmanın yetersizliğini anlatan bu kitapta, durup düşündüğüm sayısız yer oldu. Osman Çakmakçı ve onun okuyucuyla bütünleşen yazısı sayesinde, bu düşüncelerimin karşılığı verildi. Aynı sizlere bu kısıtlı zaman içerisinde anlattığım şeylerin yetersizliği gibi, bizler de günlük hayatta zaman ve sözcük yetersizliğinin kurbanları olarak hayatlarımıza devam ederiz. Bundan sonra bu duygu karmaşıklığını ve sözcüklerin yetersizliğini göz önünde bulundurarak iletişim kurulması gerektiğini hayatınızdan asla çıkarmayın